26 Kasım 2007 Pazartesi

ANADOLU KARDEŞLİĞİ Mİ ÜÇÜZ DÜŞMANLIĞI MI?…

Son yıllarda bir tavır söz konusu tribünlerde : Anadolu kardeşliği , Anadolu birlikteliği…

İstanbul’un üçüzlerine karşı diğer kulüp taraftarlarının geliştirdiği bir söylem bu. İstanbul takımları karşısında “hakkı yenilen , ezilen , adaletsizliğe uğrayan” ya da böyle olduğuna inanan insanların ortaya koyduğu bir ortak duruş. Bu ortak duruşta “kardeşlik” söylemidir kafaları karıştıran. Kardeşlik , içinde sevgi , saygı , hürmet barındırır. Gerektiğinde kendi hakkından feragat edebilme fedakarlığı barındırır. “Kardeşlik” söylemi abartılı kaçtıysa eğer “birlik , birliktelik” kavramlarına bakalım. “Birliktelikte ortak bir duruş vardır birçok şeye. Asgari değil ekseri müşterekler söz konusudur. Peki bu tribünler/kulüpler arası “kardeşlik,birliktelik” duruşu ne kadar samimidir? Kardeşlik , birliktelik , ama nereye kadar?

Ortada bir gerçek var : Bu ülkede şampiyonluk adayları sezon başında bellidir. Üç takım vardır ve şampiyonluklar tenis topu gibi bunların arasında gidip gelmektedir. Bu takımların sezon başındaki kategorisi “şampiyonluk adayları”dır.

Anadolu takımları ya da bu üçünün dışındakilerin kategorisi de genellikle kümede kalmak , durumu biraz iyi olanların da “Avrupa kupalarına kalabilmek”tir. Özellikle düşme hattından kurtuluş ile Avrupa kupaları sıralaması arasındaki geçişler anlık ve belirsizdir. Ligin bitimine beş hafta kala düşme korkusu taşıyan takım lig sonunda Avrupa kupasına katılabilme çizgisine kadar gelebilirken beş hafta kala Avrupa kupalarına katılma hedefindeki takım sezon sonunda kendini kümede kalma savaşında bulabiliyor. Sadece üç takımın kaygısı değişmiyor. Bu üç takımın dışındaki hemen hemen tüm takımlar aynı kaygıyı bir şekilde yaşıyor lig boyunca. Ben de soruyorum : Kaygısı ve kategorisi bambaşka olan iki zihniyetin olduğu bir ortamda neyin kardeşliği ve nasıl bir ortak duruştur bu?

Benim bir Denizlispor taraftarı olarak (şampiyonluk hedefim olmadığı sürece) rakibim diğer Anadolu takımlarıdır. Kümede kalmak için yine kendi ayarımda başka bir takımı/takımları yenmek , onları ligin dibine göndermek zorundayım. Üçüzlerden biri kaybettiği zaman sadece “şampiyonluğu” kaybeder ama yine bu ligdeki varlığını sürdürür. Onların bu ligde bir “var olabilme” sorunu/kaygısı yok. Biz kaybettiğimizde bu ligdeki varlığımızı kaybederiz. Bizim yaşanması muhtemel acılarımız daha yaralayıcıdır. Çünkü bizimki can pazarı.

Bu ligde sürdürdüğümüz bir can pazarı olduğu sürece dostluklarımız ve iyi niyetlerimiz de gelip geçici olacaktır. Bu rekabet kendine daha sert bir uzantı buluyor tribünlerde. Küfürleşmeler , taşlamalar, kavgalar vs vs… Sonuç : Tribünler arası husumet. Al sana kardeşlik… Al sana birliktelik…Peki “ortak düşmanlarımız” olan üçüzler ne alemde? Onların umurunda bile değilsin sen. Onlar ligin tepesinde bambaşka bir kavganın ortasında. Hani ortak duruş nerde? Ayılmak lazım…

“İyi de kardeşim , bu ortak duruşu yanlış anlama. Gasp edilen haklarımız konusunda bir Anadolu takımının diğer bir Anadolu takımına İstanbul takımları karşısında destek olmasıdır söz konusu olan” diyebilirsiniz. Gerçekten dışardan bakıldığında mantıklı geliyor bu gerekçe. Ama samimi değil… Neden mi?

Konya-Fener maçı ve Anelka eliyle gol atmış , Konya gerçekten bir haksızlığa maruz kalmış. Böyle bir durumda Fenerbahçe hariç tüm kulüplerden aynı ses yükselir : “Adaleeeeeetttttt”

Sırf Anadolu takımları itiraz etmez ki buna,diğer İstanbul takımları bile itiraz eder. Ama bu itiraz da sahtedir , göstermeliktir. Konyaspor’u düşündüğümüz ,onun hakkını savunmak istediğimiz için karşı gelmeyiz bu adaletsizliğe. Diğer İstanbul takımları , “Aynı adaletsizlik rantından biz de isterük” anlamında itiraz eder. Çünkü bundan nemalanan , şampiyonluk yarışındaki rakibidir.

Peki Anadolu takımları? Onların itirazı da korkudandır… Konyaspor’u düşündüklerinden değil. “Aynı adaletsizliğe biz de uğramayalım aman Allah korusun , şimdiden önleminizi alın” kıvamında bir mesajdır vermek istedikleri. Yoksa Konyaspor’un kaybettiği üç puan aslında hepsinin işine gelmiştir. Bir Anadolu takımının düşme kaygısı olmayan başka bir takımdan kopardığı puan , diğer Anadolu takımları için bir dezavantajdır. Dışardan “Adalet isterük , Konya’nın hakkını yemeyin” diye bağırırken kendi içimizde “İyi yırttık , Konya Fener’den puan alsaydı üstümüze çıkacaktı , biz de ligin daha da altında kalacaktık. Şimdi en azından eşitiz.” diye düşünen kaç kişi vardır kim bilir. Bu basit bir örnektir ve hemen her takım için geçerlidir.

Düşmanlık tohumu ekmek değil amacım. Sadece kendimizle yüzleşelim. Aslolan “iyi niyettir”.Mücadele edeceksin. Kendi kulübün için her şeyin en iyisini yapmaya gayret edeceksin. Diğer kulüplere kin beslemeyeceksin. Ama “Anadolu kardeşliği” gibi mantık bakımından sınırları zorlayan bir atraksiyon içine girip de sonra hayal kırıklığına uğramayacaksın. Yani “ayağını denk alacaksın”. Sonra “Hani kardeştik , bize bu kazığı niye attınız?” demeyeceksin.

Bu kardeşliğin özü aslında bir düşmanlıktan beslenir : FB , GS , BJK düşmanlığı… Bu bir kardeşlik hikayesi değil , düşmanlık hikayesidir. “Bu düşmanlığın haklı ya da haksız gerekçeleri vardır.” muhabbetine girmek istemiyorum , ayrıca tartışılması gereken bir konu.

Ayrıca her hafta birbirini taşlayan , bazı zamanlar birbirinin canına kıyan kitleler arasında nasıl bir “kardeşlik” hikayesi uydurabiliriz ki? Buna kim inanır?

Hiç mi yok dost/kardeş olan? Var tabi ki… Ama kulüp boyutuyla değil , tribün boyutuyla. Ankaragücü-Bursaspor , Sakarya-Manisa-Göztepe , Karşıyaka-Karagümrük gibi tribün kardeşlikleri var. Ama bu dostluklar kulüpler bazında bir “ortak duruş/menfaat” bağlamında incelenemez , böylesi de mantıklı olanıdır zaten. İstisnalar kaideyi bozmuyor bu durumda.

Bu çocuğun adını doğru koymak adına yazıyorum bu satırları. Üç takımın dışındaki kulüpleri bir figüran olarak görevlendirip onlara sadece “kümede kalmayı” bir başarı , bir ödül gibi sunan futbol ortamında bundan daha fazlasını beklemek boşuna.

Kaygıları , korkuları ve hedefleri farklı olan iki grup futbol kulübü yaratan bu ülkede bundan daha iyisini beklemek imkansız. Sınırları “güç” ile belirlenen iki mücadele alanı var. Güçlü olanlar ile kendi gücünün farkında olmayanlar arasındaki bu kavgada dostluk olmaz sadece “ortak düşmanlar” olur.

Bu çocuğun adı “Anadolu kardeşliği” değil , “İstanbul/üçüz düşmanlığıdır”. Birbirimizi kandırmayalım.

Daha da iddialı bir söylem geliştirebilirim: “Peki bu düşmanlığımızda ne kadar samimiyiz?”

Bu soruyu da kendi şehir takımının yanında bir de İstanbul takımı tutanlara yöneltiyorum?

Sorgulayalım biraz kendimizi.

Ayna , sadece süslenmeye yarayan bir araç değildir.

15 Kasım 2007 Perşembe


Büyük Kaptan -2006 Denizlispor / Diyarbakırspor
14 mayıs 2006 - Denizlispor / F.bahçe
Saracoğlu - kafes(2006)