29 Aralık 2007 Cumartesi

En eski futbol topu...

İlk resimdeki topun 450 yıllık olduğu söyleniyor. Nerden nereye...

20 Aralık 2007 Perşembe

Kimsiniz Ulan Siz...



Çetrefil bir şeydir bu Anadolu takımı taraftarlığı.

Kitleler futbolun acımasız çarkının dişlileri arasında afyon yemiş meczuplar gibi zafer ve şampiyonluk naraları atarken digitürk kahvelerinde, aynı kentin izbe köşelerinde ,varoşlarında aykırı sesler yükselir.Kimilerine göre kulak tırmalayıcı , nahoş , alışık olunmayan , sıra dışı sesler.Besteleri tanıdık olsa da farklıdır güfteleri.Bambaşka bir dünyanın bambaşka bir zihniyetin şarkılarını söylerler.Yerel tribün tayfasıdır bunlar : Anadolu takımı taraftarları…

İçinde zengin çocukları bile olsa zihniyetleri varoştur. Onlar , günümüz futbol düzeninin soylarını kurutmak istediği “son mohikanlar”dır.
Onlar boyalı medyanın ve cilalı yazıların tribün teröristi ilan ettiği şehrin serseri güruhudur.
Kentin “kötü çocukları”dır onlar.
Onlar olmasa tribünlerimiz ve futbol imparatorluğumuz güllük gülistanlık olacak.
Çünkü onlar egemen güçlerin üç rengini reddediyor. Düzene “yan çiziyor”.
Maç günü digitürk kahvelerine gidip kendilerine para kazandırmıyor.

Borazanlık yaptırdıkları , kendi zaferlerini pompaladıkları gazetelerini satın almıyor.

Bunlar ne cahil ne kültürsüz insanlar ki tvlerde imparatorluk takımlarının maçlarını , bunların yorumlarını izlemiyor.Bu da yetmiyormuş gibi mailler yoluyla “hani bizim maçlarımız” diyerek canlı yayınlarda sorun çıkartıyor.
Olmaz böyle taraftarlık , böyle futbolseverlik olmaz , futbol böyle sevilmez. “Neyi seveceğinize biz karar veririz”

Bunların alayı “arıza”dır. Kafaları çalışmaz bunların. Menfaatlerini bile düşünmekten acizdir bu holigan bozuntuları. Yahu biz bunlara hazır şampiyonluk tarihleri , hazır zafer sayfaları ve her yıl şampiyon olma garantisi veriyoruz. Hazır başarının psikolojik rantını sunuyoruz ama onlar bunları reddedip derme çatma bir yerel tribüncülükle bize kafa tutuyor. Kimsiniz ulan siz!

Evet… Kimiz ulan biz?

15 Aralık 2007 Cumartesi

Seni Unutmadık !

Soğuk bir aralık gecesiydi ve sen bizi bırakıp gittin.
Mezarında rahat uyu Doğan Seyfi(Atlı)... Biz seni unutmadık...

26 Kasım 2007 Pazartesi

ANADOLU KARDEŞLİĞİ Mİ ÜÇÜZ DÜŞMANLIĞI MI?…

Son yıllarda bir tavır söz konusu tribünlerde : Anadolu kardeşliği , Anadolu birlikteliği…

İstanbul’un üçüzlerine karşı diğer kulüp taraftarlarının geliştirdiği bir söylem bu. İstanbul takımları karşısında “hakkı yenilen , ezilen , adaletsizliğe uğrayan” ya da böyle olduğuna inanan insanların ortaya koyduğu bir ortak duruş. Bu ortak duruşta “kardeşlik” söylemidir kafaları karıştıran. Kardeşlik , içinde sevgi , saygı , hürmet barındırır. Gerektiğinde kendi hakkından feragat edebilme fedakarlığı barındırır. “Kardeşlik” söylemi abartılı kaçtıysa eğer “birlik , birliktelik” kavramlarına bakalım. “Birliktelikte ortak bir duruş vardır birçok şeye. Asgari değil ekseri müşterekler söz konusudur. Peki bu tribünler/kulüpler arası “kardeşlik,birliktelik” duruşu ne kadar samimidir? Kardeşlik , birliktelik , ama nereye kadar?

Ortada bir gerçek var : Bu ülkede şampiyonluk adayları sezon başında bellidir. Üç takım vardır ve şampiyonluklar tenis topu gibi bunların arasında gidip gelmektedir. Bu takımların sezon başındaki kategorisi “şampiyonluk adayları”dır.

Anadolu takımları ya da bu üçünün dışındakilerin kategorisi de genellikle kümede kalmak , durumu biraz iyi olanların da “Avrupa kupalarına kalabilmek”tir. Özellikle düşme hattından kurtuluş ile Avrupa kupaları sıralaması arasındaki geçişler anlık ve belirsizdir. Ligin bitimine beş hafta kala düşme korkusu taşıyan takım lig sonunda Avrupa kupasına katılabilme çizgisine kadar gelebilirken beş hafta kala Avrupa kupalarına katılma hedefindeki takım sezon sonunda kendini kümede kalma savaşında bulabiliyor. Sadece üç takımın kaygısı değişmiyor. Bu üç takımın dışındaki hemen hemen tüm takımlar aynı kaygıyı bir şekilde yaşıyor lig boyunca. Ben de soruyorum : Kaygısı ve kategorisi bambaşka olan iki zihniyetin olduğu bir ortamda neyin kardeşliği ve nasıl bir ortak duruştur bu?

Benim bir Denizlispor taraftarı olarak (şampiyonluk hedefim olmadığı sürece) rakibim diğer Anadolu takımlarıdır. Kümede kalmak için yine kendi ayarımda başka bir takımı/takımları yenmek , onları ligin dibine göndermek zorundayım. Üçüzlerden biri kaybettiği zaman sadece “şampiyonluğu” kaybeder ama yine bu ligdeki varlığını sürdürür. Onların bu ligde bir “var olabilme” sorunu/kaygısı yok. Biz kaybettiğimizde bu ligdeki varlığımızı kaybederiz. Bizim yaşanması muhtemel acılarımız daha yaralayıcıdır. Çünkü bizimki can pazarı.

Bu ligde sürdürdüğümüz bir can pazarı olduğu sürece dostluklarımız ve iyi niyetlerimiz de gelip geçici olacaktır. Bu rekabet kendine daha sert bir uzantı buluyor tribünlerde. Küfürleşmeler , taşlamalar, kavgalar vs vs… Sonuç : Tribünler arası husumet. Al sana kardeşlik… Al sana birliktelik…Peki “ortak düşmanlarımız” olan üçüzler ne alemde? Onların umurunda bile değilsin sen. Onlar ligin tepesinde bambaşka bir kavganın ortasında. Hani ortak duruş nerde? Ayılmak lazım…

“İyi de kardeşim , bu ortak duruşu yanlış anlama. Gasp edilen haklarımız konusunda bir Anadolu takımının diğer bir Anadolu takımına İstanbul takımları karşısında destek olmasıdır söz konusu olan” diyebilirsiniz. Gerçekten dışardan bakıldığında mantıklı geliyor bu gerekçe. Ama samimi değil… Neden mi?

Konya-Fener maçı ve Anelka eliyle gol atmış , Konya gerçekten bir haksızlığa maruz kalmış. Böyle bir durumda Fenerbahçe hariç tüm kulüplerden aynı ses yükselir : “Adaleeeeeetttttt”

Sırf Anadolu takımları itiraz etmez ki buna,diğer İstanbul takımları bile itiraz eder. Ama bu itiraz da sahtedir , göstermeliktir. Konyaspor’u düşündüğümüz ,onun hakkını savunmak istediğimiz için karşı gelmeyiz bu adaletsizliğe. Diğer İstanbul takımları , “Aynı adaletsizlik rantından biz de isterük” anlamında itiraz eder. Çünkü bundan nemalanan , şampiyonluk yarışındaki rakibidir.

Peki Anadolu takımları? Onların itirazı da korkudandır… Konyaspor’u düşündüklerinden değil. “Aynı adaletsizliğe biz de uğramayalım aman Allah korusun , şimdiden önleminizi alın” kıvamında bir mesajdır vermek istedikleri. Yoksa Konyaspor’un kaybettiği üç puan aslında hepsinin işine gelmiştir. Bir Anadolu takımının düşme kaygısı olmayan başka bir takımdan kopardığı puan , diğer Anadolu takımları için bir dezavantajdır. Dışardan “Adalet isterük , Konya’nın hakkını yemeyin” diye bağırırken kendi içimizde “İyi yırttık , Konya Fener’den puan alsaydı üstümüze çıkacaktı , biz de ligin daha da altında kalacaktık. Şimdi en azından eşitiz.” diye düşünen kaç kişi vardır kim bilir. Bu basit bir örnektir ve hemen her takım için geçerlidir.

Düşmanlık tohumu ekmek değil amacım. Sadece kendimizle yüzleşelim. Aslolan “iyi niyettir”.Mücadele edeceksin. Kendi kulübün için her şeyin en iyisini yapmaya gayret edeceksin. Diğer kulüplere kin beslemeyeceksin. Ama “Anadolu kardeşliği” gibi mantık bakımından sınırları zorlayan bir atraksiyon içine girip de sonra hayal kırıklığına uğramayacaksın. Yani “ayağını denk alacaksın”. Sonra “Hani kardeştik , bize bu kazığı niye attınız?” demeyeceksin.

Bu kardeşliğin özü aslında bir düşmanlıktan beslenir : FB , GS , BJK düşmanlığı… Bu bir kardeşlik hikayesi değil , düşmanlık hikayesidir. “Bu düşmanlığın haklı ya da haksız gerekçeleri vardır.” muhabbetine girmek istemiyorum , ayrıca tartışılması gereken bir konu.

Ayrıca her hafta birbirini taşlayan , bazı zamanlar birbirinin canına kıyan kitleler arasında nasıl bir “kardeşlik” hikayesi uydurabiliriz ki? Buna kim inanır?

Hiç mi yok dost/kardeş olan? Var tabi ki… Ama kulüp boyutuyla değil , tribün boyutuyla. Ankaragücü-Bursaspor , Sakarya-Manisa-Göztepe , Karşıyaka-Karagümrük gibi tribün kardeşlikleri var. Ama bu dostluklar kulüpler bazında bir “ortak duruş/menfaat” bağlamında incelenemez , böylesi de mantıklı olanıdır zaten. İstisnalar kaideyi bozmuyor bu durumda.

Bu çocuğun adını doğru koymak adına yazıyorum bu satırları. Üç takımın dışındaki kulüpleri bir figüran olarak görevlendirip onlara sadece “kümede kalmayı” bir başarı , bir ödül gibi sunan futbol ortamında bundan daha fazlasını beklemek boşuna.

Kaygıları , korkuları ve hedefleri farklı olan iki grup futbol kulübü yaratan bu ülkede bundan daha iyisini beklemek imkansız. Sınırları “güç” ile belirlenen iki mücadele alanı var. Güçlü olanlar ile kendi gücünün farkında olmayanlar arasındaki bu kavgada dostluk olmaz sadece “ortak düşmanlar” olur.

Bu çocuğun adı “Anadolu kardeşliği” değil , “İstanbul/üçüz düşmanlığıdır”. Birbirimizi kandırmayalım.

Daha da iddialı bir söylem geliştirebilirim: “Peki bu düşmanlığımızda ne kadar samimiyiz?”

Bu soruyu da kendi şehir takımının yanında bir de İstanbul takımı tutanlara yöneltiyorum?

Sorgulayalım biraz kendimizi.

Ayna , sadece süslenmeye yarayan bir araç değildir.

15 Kasım 2007 Perşembe


Büyük Kaptan -2006 Denizlispor / Diyarbakırspor
14 mayıs 2006 - Denizlispor / F.bahçe
Saracoğlu - kafes(2006)

19 Eylül 2007 Çarşamba

Sanal Dünyanın Yalan Tribüncülügü…



Denizlispor:0

Kasımpaşa:1

Maça gitmedim. Gitmek istemedim ; çünkü olacakları önceden tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktu: Atar-gider , taşlama-küfür , delikanlılık edebiyatı ve kolpa tribün raconları… Biz astık biz kestik biz şöyleyiz biz böyleyiz… vs vs…

Bir çoğunuza komik gelecek ama sanalda başlayan , sanalda başlamasa bile sanal araçlarla çıkması engellenebilecek bir sürtüşme. Denizlispor ve K.Paşa bu lig tarihinde kaç defa karşılaştı? Ne gibi bir geçmişleri vardı ki? Daha önce neyi paylaşamadılar da bunu maça taşıdılar? Tamamen uyduruk gerekçeler ve “bir düşman edinme” , “düşmanlığın gerginliğin rüzgarıyla etiket sağlama” hevesinden başka bir açıklaması yok olanların.

Denizlispor maç boyu atak oynamış , gol üstüne gol kaçırmış , ama K.paşa bir atakla skoru sağlamış ve üç puanı alıp evine dönmüş. Olay bu kadar basit aslında. Maç burada bitmeliydi. Ama… Ama bitmedi. Zaten 90 dakikanın düdüğüyle başlamamıştı 90 dakikanın bitimini gösteren düdükle de bitmedi bu maç. Asıl mücadele ne yazık ki sahanın dışında gerçekleşti. Ne uğruna? Hangi amaçla? KOCA BİR HİÇ…

Bir tarafta siyasi hınçlarını bir takımın üzerinden çıkarmaya çalışan bir kitle , diğer tarafta ise Kasımpaşa kimliği altına gizlenerek fenerbahçenin , antalyasporun ya da göztepenin atar-gider davasının peşinde olan bir kitle. Hiçbirinin geçerli bir mazereti yoktu bu düşmanlık için.

Karagümrük ile ksk dost , bu iki kulüp de K.paşayla düşman… Denizlispor da KSK’nin dostu olduğuna göre bu denklem K.paşa-Denizlispor düşmanlığını gerektirdi bu kitleler için. Bu ne saçma bir denklemdir. İnsani ilişkiler matematiksel denklemlerle açıklanıp bir sonuca nasıl bağlanabilir.

Bir denklem daha var : K.paşa tribünleri içinde Fenerliler var ve aslen Antalyalı olanlar. Bu iki kitlenin varlığı da bir K.paşa – Denizli düşmanlığı için kafi görüldü. Bu da ayrı bir saçmalık.

Bu eleştirileri her iki tarafa da yöneltiyorum.

Türk tribünleri kaldıramaz bu şiddet yükünü..
Tribünler bitiyor. Özellikle Anadolu tribünleri eriyor.

Bir şeyi daha eklemek istiyorum: Bu yerel tribün forumları adam gibi amaçlara hizmet etmeyecekse , camialar arasında düşmanlıklar yaratacaksa alayı kapatılsın o zaman. Bu sanal cengaverlik dönemi bir son bulsun. Çünkü bu sanal atar-giderin “arkası yarın”ı gerçek alemde tribün savaşlarına ve kan dökülmesine neden oluyor/olacak…

11 Nisan 2007 Çarşamba




BİZ BU KENTİ TRİBÜNDE SEVDİK !


Sene 85'ti... Daha lise 3. sınıfa gidiyordum. Bu konuda bilinçsiz her genç gibi ben de İstanbul üçüzlerinden birini tutardım. Yaşadığım kentin sportif kimliği benim için pek bir değer ifade etmezdi.

İlçeden yeni gelmiştik o yıl. Arkadaşlar dedi:Henüz sezonun başı, gelin maça gidelim. Kulübümüzün maçı var bugün şehir stadında. Gittik maça. Şimdiki yurt tarafındaki kale arkasına girdik. Millet yavaş yavaş toparlanmaya başladı etrafımızda. İri kıyım ağabeylerdi. Ellerinde yeşil-siyah bayraklar falan vardı.Sırtlarında formalar... Önce garibime gitti. Küçücük çocuklar gibi formalarıyla maça gelmişler dedim kendi kendime Koca koca adamlardı. Birisi sopasından çıkarıp bayrağın üstüne oturmak istedi. Yaşlıca, uzun boylu biri geldi ve dedi ki:O bayrağın üstüne oturacağına sopasının üstüne otur! Bu sert uyarı karşısında yaşça benden büyük delikanlı bayrağı sopasına taktı ve kendine çeki düzen verdi. Yavaş yavaş işin vehametini anladım. Burası farklı bir yerdi. Televizyonlarda gördüğüm cinsten bir tribün değildi. O tribün, 57 GENÇLİĞİN tribünüydü. İlk defa geliyordum nereden bilecektim ki? Sonra grup kalabalıklaştı. Takımlar sahaya çıktı. Biraz önce ikazı yapan ağabey en öndeydi ve onun yönetiminde içinde bulunduğumuz grup tezahürata başladı. Gırtlaklar patlıyordu. Biz de girdik havaya. Bağırıyorduk. Denizlispor sahada biz tribünlerde... Her gırtlak zorlanmasında coşmaya başladım. Sahada maç vardı, futbolcular bir şeyler oynuyordu. Goller atılıyor, goller kaçıyordu; ama umurumda bile değildi.. Biz bambaşka bir havadaydık. yaşadığımız kentin sakini değil sahibi gibi hissediyorduk. Evet biz bu kenti sevdik ama TRİBÜNLERDE SEVDİK...



Maç günüdür... Akşam vaktidir.Kalabalıklar stada doğru yokuş yukarı "akar". Bu kalabalıklar şehrinin takımını tribünden izlemek üzere yola çıkanlardır. En babacanları ise gruplar halinde akar stada. Tezahüratlar eşliğinde... Tribün gruplarıdır bunlar.. Yine kale arkalarında yerlerini alacaklar, 90 dakika boyu biz de aralarında olmak üzere gırtlaklar patlatılacak. Yine atılan goller görülmeyecek.Sadece golü attığımızı bileceğiz o kadar. Bağıracağız, Pınarbaşı çekeceğiz. Arada kaçamak bir şekilde soracağız yanımızdakilere:Golü kim attı? Gerçi pek önemi de kalmamıştır. Golü atmıştık ya, kim atarsa atsın Yine aynı terane: 66'daaaaa doğdu bu renkleeerrrr.....
Tribünlerde bir kentin coşkusu, birkaç yüz delikanlının tezahüratlarıyla bir daha işlenecek yüreklerimize.
Bunlar yaşı genç ama yüreği geniş delikanlılar. Koskoca bir kenti diğer on binlerin duyarsızlığına isyan edercesine yüreklerinde yaşayan aslan parçaları... Tribünler, kentsel kimliğini onların susmak bilmeyen tezahüratları sayesinde anlar ancak. Bir kentin tribünlerde atan nabzıdır onlar. Onlar tribünde susarsa kalabalık izleyici kitleleri susar... Tüm kent susar, bir ölüm sessizliğine bürünür. Bir kenti tribünde yaşatmaktır bunun adı.

İşte bu yüzden: BİZ BU KENTİ TRİBÜNLERDE SEVDİK !!!


Biz bu şehri , bu şehrin takımını, plazma tv karşısında digital bir ortamda, sanal bir kıvamda yalandan sevmedik. Bizans güruhunun yapmacık ve kancık politikalarına kanıp ruhumuzu satmadık. Kentimizin benliğini ve gururunu bizden uzak İstanbul takımları için üç kuruşluk şampiyonluklara peşkeş çekmedik.
Asırlık birikimin,parasal gücün,medyatik pompalamanın desteğiyle hazırlanmış şampiyonlukların hatırına kentimizin değerlerini satmadık.
Hazır başarının manevi rantını yemeyi değil, zor olanı seçtik: Kentimizin takımını sevdik.

İstanbul üçüzlerinin peşinde yokuş aşağı yuvarlanmak kolaycılığını değil kentimizin kaderini sırtımıza, sevgisini yüreğimize, sesini gırtlağımıza yükledik, zor olanı, yokuş yukarı tırmanmayı seçtik.

Sevdik ulan sevdik... Pınarbaşı çektik sevdik, 66 çektik sevdik... Yenildik, üzüldük, kahrolduk ama yine sevdik. Denizlisporumuzu delikanlıca sevdik.
Sevgimiz tribünde düştü bu kentin rahmine. Adam gibi sevmeyi tribünde öğrendik.
BİZ BU KENTİ TRİBÜNDE SEVDİK !!!